|
Son yıllarda, Aral Denizi, Ölü Deniz, Poopó Gölü, Eyre Gölü ve Mead Gölü gibi su
kütlelerinin bazıları, çoğunlukla insan kaynaklı faaliyetler ve iklim değişikliği nedeniyle
kurumaktadır. Bu göllerin kurumasından kaynaklanan çölleşme ve tuzlanma, insanların
sağlığı ve çevre üzerinde olumsuz etkileri olan toprak bozulmalarına ve toz fırtınalarına
yol açmıştır. İran'ın en büyük gölü olan Urmiye Gölü, su yüzeyinin büyük bölümünü
son 20 yılda, tarımsal gelişme ve havzadaki yağışların azalması nedeniyle kaybetti.
Sonuç olarak, bu eşsiz gölün su yüzeyinin % 90'ından fazlası tuz gövdesine dönüştü.
Urmiye Gölü için kapsamlı bir rehabilitasyon planı hazırlamak esastır. Böyle bir planın
hazırlanmasında kritik bir adım, su bütçesi (denge) değişikliklerini ve Urmiye Gölü'nün
su seviyesindeki düşüşe neden olan gerçek faktörleri belirlemektir. Öte yandan, Arazi
Kullanımı Arazi Örtüsünün dinamiklerini anlamak, havza'da sürdürülebilir bir su
yönetim sistemine sahip olmamızın ana konularından biridir. Uzaktan algılama
teknolojisi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), bir çevresel yönetim sistemi sağlamak,
çevresel bozulmayı önlemek ve doğru ve etkili bir şekilde hareket etmek için zaman
içinde sistematik ve rastgele değişikliklerin belirlenmesine yardımcı olabilir.
Bu alanlarda ayrıntılı çalışma yapılmaması nedeniyle bu tezin temel amacı;
1- 1975 ve 2019 yılları arasında havza'da uzun süreli tuzlaşma ilerlemesinin, arazi
örtüsü değişikliklerinin ve sulanan alanların gelişiminin izlenmesi. Bu aşamada, arazi
incelemesi verileri ile birlikte, hidro-iklimsel verileri, Landsat uydu görüntülerini ve
görüntü işleme tekniklerini kullanıldı. Tarım arazileri ve gölün ekosistemi arasındaki
etkileşimi anlamak sürdürülebilir bir su kaynakları yönetim sisteminin belirlenmesine
yardımcı olur. Bu bölümde, LULC değişimlerini ve havzadaki tarımsal gelişimi izlemek
için Maksimum Olabilirlik Sınıflandırması (MLC) yöntemi kullanılmıştır. Bitki örtüsü
değişiklikleri ve tuzlanma ilerlemesi, sırasıyla Normalleştirilmiş Fark Bitki Örtüsü
İndeksi (NDVI) ve toprak Tuzluluk İndeksi (SI) kullanılarak incelenmiştir.
2-Kuraklık analizine ve su bütçesi denklemine dayanarak Urmiye Gölü'nün kurumasına
sebep olan temel faktörlerin belirlenmesi. Bu bölümde, gölün üzerinde, iklim
değişikliğinin etkilerini antropojenik faktörlerden ayırmak için yeni bir hipotez ve
yöntem önermek üzere Urmiye Gölü hakkında çok disiplinli ve kapsamlı bir araştırma
yapılmıştır. Urmiye Gölü etrafındaki meteorolojik istasyonların yağış verilerinden elde
edilen Standart Yağış İndisi (SPI), kuraklık durumunu ve Urmiye Gölü kuruma
üzerindeki etkilerini belirlemek için analiz edildi.
3- İran'ın kuzeybatısında ve Türkiye'nin doğusundaki yerel ve bölgesel hava kirliliği
üzerindeki etkilerin belirlenmesi amacıyla, İran'da (Urmiye ve Tebriz) bulunan 2 hava
kalitesi istasyonunun ve Türkiye'nin doğusundaki 5 istasyonun PM10 verilerin (Hakkari,
Van, Ağrı, Iğdır ve Kars), Terra MODIS ve Aqua MODIS AOD, Ozon İzleme Aracının (OMI) Ultraviyole Aerosol Endeksi verileri 2010-2017 yılları arasında analiz edildi.
İklim faktörlerinin rolünü vurgulayan çalışmaların aksine Urmiye Gölü'nün
kurumasında, bu çalışmanın hipotezi, antropojenik faktörlerin gölün kuruluğundaki
rolünün iklim faktörlerinden daha önemli olduğunu ve göl yatağının Orta Doğu'daki
yeni bir toz kaynağı olarak bilinebileceğini belirtmektedir. Bu çalışma, kentleşme, arazi
kullanımı değişikliği ve zaman içindeki tarımsal genişlemenin su döngüsünün
bozulmasına ve gölün kademeli olarak kurumasına neden olduğunu göstermektedir.
Yanlış su ve tarım politikalarının iklim değişikliğiyle birlikte havzanın ortamında da
tuzlanma, çölleşme ve hava kirliliğine yol açan olumsuz etkileri olmuştur. Bu
çalışmanın sonuçları, İran'ın kuzeybatısında su krizini çözmek için özellikle Urmiye
Gölü Havzasında su kaynakları yönetiminde kullanılma potansiyeline sahiptir.
Bu çalışmanın sonuçları, gölün su yüzeyinin 1995'teki 5982 km2'den 2006'da 4058
km2'ye düştüğünü göstermiştir. 2014 yılına kadar gölün toplam %90 alan'ı kurudu. Su
yüzey alanı 2014'ten sonra yağışlardaki artış ve barajlardan daha fazla su
bırakılmasından dolayı arttı. Sulanan alanların alanı 2018'de yaklaşık 4850 km2 olarak
tahmin edilmiştir, çalışma döneminde azami alanı (2011'de 5525 km2) ile
karşılaştırıldığında % 12 oranında bir düşüş göstermiştir. Urmiye Gölü'nün küçülmesi
ile tuz ve tuzdan etkilenen alanların genişletilmesi arasındaki ters korelasyon söz
konusudur. Havzadakı arazi örtüsü değişiminin kesin sonuçları, gölün mevcut
koşullarının 2013'teki koşullarına çok benzer olduğunu ve gölün geri kazanılmasının
mümkün olduğunu göstermiştir. Nehirlerden gelen su, özellikle 1998 ve 2002 yılları
arasında son derece azalmıştır. Genel olarak, havzada 2003 ve 2010 yılları arasında
ılımlı kuraklık koşulu meydana gelmiştir, ancak 2003, 2004 ve 2007 yılları normal
şartlarla yıllar olarak kabul edilebilir. Göle girdi akışındaki çarpıcı düşüşün bir sonucu
olarak, Urmiye Gölü bölgesi aşırı derecede azalmıştır. Urmiye Gölü'nün su dengesi
1985'ten 2010'a değişmiştir ve SPI sonuçları Urmiye Gölü'nün hem antropojenik hem
de iklim faktörlerinden etkilendiğini göstermiştir. Ancak, Urmiye Gölü ve havzası
üzerindeki insan etkileri iklim faktörlerinden daha fazladır. Azalmış nehirlerin göle
deşarjı, Urmiye Gölü'nün hacminin azalmasında ana faktör olarak bilinir. Kuraklık,
Urmiye Gölü'nün büzülmesini arttırmış ve hızlandırmıştır. Ayrıca, yeraltı suyu ve
yüzeysel su kaynaklarının aşırı kullanımı ve tarım alanlarının geliştirilmesi ve su
kaynaklarının yanlış yönetilmesi ile Urmiye Gölü'ne su girişi önemli ölçüde azalmıştır.
Urmiye Gölü'nden yeraltı suyu çıktısı üstlenilen önceki çalışmalara rağmen, bu
çalışmanın sonuçları gölden önemli miktarda yeraltı suyu çıktığını göstermiştir. Bu
faktör, Urmiye Gölü'ne yakın bölgelerde yeraltı suyu tuzlanmasının sebeplerinden biri
olabilir.
Bu çalışmanın nihai sonuçları, Urmiye Gölü'nün hacmini azaltan değişkenlerdeki büyük
değişikliklerin 1998'den beri başladığını göstermiştir. Antropojenik ve iklim değişikliği,
sırasıyla 1998–2010 döneminde Urmiye Gölü'ndeki büzülme üzerinde % 80 ve% 20
etkilere sahiptir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, Urmiye ve Iğdır istasyonlarındaki
PM10 konsantrasyonları diğer istasyonlardan daha yüksekti. Her iki istasyonda da, yıllık
ortalama PM10 konsantrasyonu, 2013'ten sonra belirgin bir şekilde artarken, diğer
istasyonlarda önemli bir değişiklik gözlenmedi. Urmiye'de (104.247 μg/ m3) ve Iğdır'da
(129.757 μg /m3) maksimum yıllık ortalama PM10 konsantrasyonları sırasıyla 2015 ve
2017'de gözlenmiştir. Aylık ve mevsimlik PM10 varyasyonlarının analizi, kışın İran ve
Türkiye'de yüksek düzeyde PM10 konsantrasyonunu oluşturduğunu göstermiştir.
Sonuçlar İran ve Türkiye'deki AOD değerlerinin kuvvetle korele olduğunu göstermiştir.
Toplamda, 2010-2017 yılları arasında gölün tüm kısımlarını kapsayan kutuda ortalama
AOD değerlerinin 129 günde birden fazla olduğu gözlemlenmiş ve bu durum gölün kurumuş tabanından gelen hava kirliliği ve toz emisyonunun göstermektedir. Gölün batı
kısmında ve gölün doğu kısmında günlük ortalama AOD, sırasıyla 0.348 ve 0.508 idi.
Gölün doğu kısmındaki tuzlanma ve çölleşme yoğunluğu, bu kısımdaki üst düzey
AOD'lerin kaynağı olabilir.
Urmiye Gölünün restorasyonu, İran'ın kuzeybatısın'daki çevre sorununun tek
çözümüdür. İklim değişikliği ile adapte olmak ve değişen bir iklim altında sürdürülebilir
bir su kaynakları yönetim sistemi sağlamak, gölü canlandırmanın en etkili yolu olabilir.
Yöre halkına suyun önemini anlamaları, su tasarrufu becerilerinin öğretilmesi, tarımsal
yöntemlerin iyileştirilmesi, tarımsal su yönetimi ve düşük su kullanımlı bitkilerin
yetiştirilmesi göl rehabilitasyonunda olumlu rol oynayabilir. Barajlardan göle daha fazla
su bırakmak ve havza'da tarım alanların azatılması ve ayrıca yeni baraj ve kuyuların
kurulmasının durdurulması gerekmektedir.
|
|
In recent decades, some of the world's water bodies, such as the Aral Sea, Dead Sea,
Lake Poopó, Lake Eyre and Lake Mead have been shrinking mostly due to human-induced
activities and climate change. Desertification and salinization caused by the
drying up of these lakes have led to soil degradation and dust storms, which have
negative impacts on people's health and the environment as well. Urmia Lake, the
largest inland lake of Iran has lost most of its water surface area over the past 2 decades
mainly due to agricultural development and decreasing precipitation in the basin. As a
result, more than 90% of the water surface area of this unique hypersaline lake has
changed to saline body.
Preparing a comprehensive rehabilitation plan for Urmia Lake is essential. A critical
step for preparing such a plan is quantifying the water budget (balance) changes and real
factors that cause the decline in the water level of Urmia Lake. On the other hand,
understanding the dynamics of Land Use Land Cover (LULC) is one of the main issues
to have a sustainable water management system in Urmia Lake Basin. Remote sensing
technology and Geographical Information Systems (GISs) can help to determine the
systematic and random changes over time to provide an environmental management
system, prevent environmental degradation and act correctly and effectively.
Due to the lack of detailed studies in these fields, the main objectives of this thesis are;
1- Monitoring the long-term salinization progress, land cover changes and development
of irrigated lands in Urmia Lake Basin between 1975 and 2019. This study used hydroclimatic
data, Landsat satellite images, and image processing techniques in conjunction
with field survey data to analyze the interaction between agricultural lands and Urmia
Lake ecosystem. Understanding the interaction between agricultural lands and Urmia
Lake ecosystem helps to determine a lake recovery plan and a sustainable water
resources management system in the northwestern Iran. In this section, Maximum
Likelihood Classification (MLC) method was used to monitor Land Use Land Cover
(LULC) changes and agricultural development in the basin. Vegetation changes and
salinization progress were investigated using Normalized Difference Vegetation Index
(NDVI) and soil Salinity Index (SI), respectively.
2- Determining the underlying factors for the drying up of Urmia Lake based on drought
analysis and water budget equation. In this section, a multidisciplinary and
comprehensive investigation were performed on Urmia Lake to propose a new
hypothesis and method to separate the effects of climate change from anthropogenic
factors in the shrinkage of Urmia Lake. Standardized Precipitation Index (SPI) derived from precipitation data of meteorological stations around Urmia Lake was analyzed to
identify drought condition and its effects on the Urmia Lake desiccation.
3-Investigating the impacts of Urmia Lake desiccation on the local and regional aerosol
pollution in the northwestern Iran and eastern Turkey using hourly ground observation
PM10 data of 2 air quality stations located in the northwestern Iran (Urmia and Tabriz)
and 5 stations located in the eastern Turkey (Hakkari, Van, Agri, Igdir and Kars),
meteorological data of MERRA-2, Aerosol Optical Depth (AOD) data of Terra MODIS
and Aqua MODIS and Ultraviolet Aerosol Index data of Ozone Monitoring Instrument
(OMI) observed between 2010 and 2017.
Contrary to studies that emphasize the role of climatic factors in the shrinkage of Urmia
Lake, the hypothesis of this study states that the role of anthropogenic factors in the
dryness of the lake is more important than climatic factors and lake bed can be known
as a new source of dust in the Middle East. This study shows how urbanization, land use
change and agricultural expansion over time have led to disruption of water cycle and
gradual drying up of Urmia Lake. Misguided water and agricultural policies along with
climate change have had negative impacts on Urmia Lake environment leading up to
salinization, desertification and air pollution as well.
The results of this study indicated that the water surface area of Urmia Lake decreased
from 5982 km2 in 1995 to 4058 km2 in 2006. In other words, slightly over one third of
the lake dried up during the period of 1995 until 2006. Nearly 90% of the total area
dried up by 2014. The water surface area has increased after 2014 due to increase in
precipitation and releasing more water from dams to the lake.
The input runoff has decreased extremely especially in the years between 1998 and
2002. In general, moderate drought condition has occurred in the basin between 2003
and 2010, but 2003, 2004 and 2007 could be considered as years with normal condition.
As a result of the dramatic decrease in input runoff into the lake, the area of Urmia Lake
has decreased extremely. Water balance changes of Urmia Lake from 1985 to 2010 and
SPI results indicated that Urmia Lake has been affected by both anthropogenic and
climatic factors. However, human impacts on the lake and its basin are more excessive
than climatic factors. Decreased rivers discharge into the lake could be known as the
main factor in decline of the volume of Urmia Lake. Droughts have intensified and
accelerated the shrinkage of Urmia Lake. In addition, with the overuse of groundwater
and surface water resources and developing of agricultural lands and mismanagement of
water resources, the water input into Urmia Lake has decreased significantly. Despite
previous studies which assumed groundwater output from Urmia Lake is negligible, the
results of this study indicated a significant output of groundwater from the lake. This
factor can be one of the reasons of groundwater salinization in regions close to Urmia
Lake. The final results of this study indicated that major changes in the variables, which
reduced the volume of Urmia Lake, started since 1998. Anthropogenic and climate
change have roughly 80% and 20% effects on Urmia Lake shrinkage in period 1998–
2010, respectively.
The area of irrigated lands was estimated about 4850 km2 in 2018, which indicated a
decrease by 12% comparing with its maximum area (5525 km2 in 2011) in the study
period. Inverse correlation between shrinking Urmia Lake and expanding the area of
salt and salt affected lands is concerning. The final results of land cover change in the
basin indicated that the current conditions of Urmia Lake (2018–2019) is very similar to
its conditions in 2013 and lake recovery is possible. Based on the results of this study, PM10 concentration in Urmia and Igdir stations were
higher than other stations. At both stations, the annual mean PM10 concentration
significantly increased after 2013, while, no significant changes were observed at other
stations. The maximum annual mean concentrations of PM10 at Urmia (104.247 μg/m3)
and Igdir (129.757 μg/m3) were observed in 2015 and 2017, respectively. The analysis
of monthly and seasonal PM10 variations indicated that winter accounts for high level
PM10 concentration in the northwestern Iran and eastern Turkey. The results indicated
that AOD values in the northwestern Iran and eastern Turkey were strongly correlated.
In total, 129 days with mean AOD values more than 1 were observed in box covering
all parts of the lake between 2010 and 2017, which indicated the severity of aerosol
pollution and dust emission from the dried bottom of the lake. The daily mean AOD in
the west part of the lake and east part of the lake was 0.348 and 0.508, respectively. The
extensive of salinization and desertification in the eastern part of the lake and prevailing
wind direction from west to east can be the reasons of high level AODs in this part.
Restoration of Urmia Lake is the only solution of the environmental problem in the
northwestern Iran. Compromise with climate change and providing a sustainable water
resources management system under a changing climate can be the most effective ways
to revive the lake. Teaching the local people to understand the importance of water,
training water saving skills, improvement of agricultural methods, agricultural water
management and cultivation of low-water-use crops can play positive role in the lake
rehabilitation. People should be discouraged from growing crops that consume a lot of
water and they should be courage to grow crops which modify the unfair effects of soil
texture. It seems better to release more water from dams to the lake and stop the
establishment of new dams and wells in the basin. |